| Hoca Nasreddin'in değişiklik paketi |
Yazar: Hüseyin AKSAKAL Hoca Nasrettin, Sivrihisar’dan Akşehir’e göç etmesinin hemen ardından, işlerin kesat gitmesi dolayısıyla züğürtlüğünün dibe vurduğu günlerden birinin akşamında sıkıntılı bir şekilde eve gelmiş ve kendini yorganın altına atmış. Rüyasında, kendi aklının yettiği kadarıyla sıkıntısının kaynağını kurutacak bir niyazı, sıkıntılı zamanlarda her insanın söyleyebileceği kadar yüksek sesle dile getirmiş. “Allahım, bu kuluna yüz altın ver, doksan dokuz olursa kabul etmem!” Hoca hikayesi bu ya, mahallenin cimrisi, Akşehir’in tuhafiyeci zenginlerinden Yahudi Solomon (Anti semitik vurgu bana değil, orijinal fıkraya ait. Bu anlayışın toplumsal tabanı ayrıca sorgulanmayı hak ediyor) Hoca’nın yüksek sesle sayıkladığını duyunca şeytana uymuş ve bir deney yapmak istemiş. Hoca’nın uyuduğu odanın pervazına 28 (orijinal fıkrada 99)altın bulunan bir kese bırakmış. Ardından numaradan biraz gürültü yaparak Nasrettin’in uyanmasını beklemiş. Hoca, evin önünden gelen gürültüleri duyup, rüyanın en heyecanlı yerinde uyandırılmış olmanın sıkıntısını üzerinden atamadan pervazın yanındaki deri keseye gözü takılmış. Keseyi açıp içindeki 28 altını saydığında, yaşadığını kaderini fazla zorlamaması gerektiğine ilişkin bir uyarı olarak algılamış ve derin bir tevekkül içinde “28’i veren Allah, kalan 72’sini de verir elbet” diyerek keseyi kuşağından içeri kaydırıvermiş. 12 Eylül’de oylayacağımız Anayasa Değişiklik Paketi hakkında takınılması gereken tutum konusunda bu fıkranın rehberlik eden bir içeriği var. Öyle ki, Binbir Gece masalları’nda Şehrazat’ın hikayelerinin pek çok yerinde dediği gibi, “iğne ile gözün içine yazılsa yeri var.” Eleştirilere baktığımızda paketin içinde olanlardan ziyade olmayanlar gündeme alınıyor. Karşı çıkanların söyleminin ana noktasını “İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk konuları dururken neden bu maddeler ele alınıyor?” şeklinde özetlemek mümkün. Öte yandan paketin daha fazla demokrasi talep eden kesimlerin beklentilerine cevap vermekten uzak olduğu da bir gerçek. Hoca’nın anonim bilgeliğimize mal olan tutumunu izleyecek olursak, “28’ini şimdi değiştirelim, gerisi için Allah kerim” şeklinde bir tutum dahi paketin içinde olmayanları ön plana çıkaran mantaliteden daha makul bir seçenek gibi görünüyor. *** Gelin biz Yahudi Solomon ile bizim Nasreddin’in hikayesine devam edelim… Hoca’nın rüyasındaki taviz vermez tutumun, gerçek hayatta, rüyasının anısından dahi kısa sürdüğünü ileri süren Solomon parasını geri almak için Hoca’nın kapısını çalar. Hoca pervaza parayı kendisinin bıraktığını utanmadan öne süren paragöz komşusunu kesin bir dille reddeder: “Onu bana Allah verdi, sen alamazsın” Yargıya kapalı askeri disiplin uygulamalarında ne gibi mağduriyetler yaşandığını bilemiyoruz. Mahkeme Kararı olmaksızın, kamuya borçları öne sürülerek gümrük kapısından çıkamayan iş adamlarının uğradığı kayıpları da… Ama toplu görüşmeli memur sendikalarının hak arama mücadelesinin, toplu sözleşme yapılamamasından dolayı nasıl sekteye uğradığını hepimiz görebiliyoruz. Eğer değişiklik gerçekleşirse, değişikliğe karşı çıkanların dahi yeni düzenlemeleri ortadan kaldırarak geçmişe dönemeyeceğini göreceksiniz. Nasreddin’in Solomon’a parayı iade etmemesi gibi bir durum ortaya çıkacak. *** Ya böyle bir girişim olursa diye hikayeyi tamamlayalım. Solomon, Nasreddin’e sorunun çözümü için kadıya gitmeyi önerir. Hoca, böyle önemli bir makama çıkabilmek için üzerine giyecek uygun bir giysisi olmadığını öne sürerek paçayı sıyırmak ister. Bu son zayıf itiraz da, Solomon’un, “benim evde yedek bir cübbem var. Sen şimdi benimkini giy, giderken evden diğerini alırız” diyerek önerdiği çözüm karşısında yelkenleri suya indirir ve beraberce yola çıkarlar. Her ikisinin sırtında yeni cübbelerle çıktıkları Kadıya derdini Solomon anlatır. Hoca ise “Nuh deyip Peygamber demeyen” inadıyla iddiaları reddeder ve sözünü “şimdi buna kalsa sırtımdaki cübbenin de kendisine ait olduğunu söyler” diyerek tamamlar. Kadı’ya doğru atılarak, “ama o cübbe benim” demeye kalkan Solomon Kadı tarafından azarlanarak kovulur ve Nasreddin Hoca bir de cübbe sahibi olur. Fıkra böyle… Değişiklik bir kez gerçekleştikten sonra, geriye dönüşü arzulayanlar,, yeni toplu sözleşme hakkına kavuşmuş memurlar, askeri mahkemelerde hüküm giyip hakkını arayamayanlar, Yurt dışına çıkamadığı için kayba uğrayanlar tarafından nasıl karşılanacak dersiniz? *** Bir parti değişikliğin gerçekleşmesini istiyor, diğerleri karşı çıkıyor. Siyasi mülahazalarla oy kullanılması durumunda tek başına kalan iktidarın “evet” oyunu çıkarması zor gözüküyor. Yine de, tek başına siyasi parti seçmenlerinin sayısal dağılımı, referandum sonucunun hangi yönde çıkacağına dair bir işaret vermiyor olabilir. Hangi sonucun çıkacağını şu anda kestirmek oldukça güç görünüyor. Sormak için bir ahtapot mu bulsak?
|
|
|
|
|
|
Haber Tarihi: 15.07.2010 10:08:27 Okunma: 98
|
|
|
| Hüseyin AKSAKAL adlı yazarımızın bütün yazıları...
|
|
|
|
|
|
|
|
Tag: Hoca Nasreddin'in değişiklik paketi
Diğer Başlıklar , KİREÇLİK’TEN SEVGİLERLE, Medya- Demokrasi, GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK, KARANLIK TABLO, “Referanduma Doğru”, HAFIZA-I BEŞER, SEPETTEKİ KONULAR…, YİNE YEŞİLLENDİ FINDIK DALLARI, Gazetecilik, ASGARİ MÜŞTEREK, Köksal Toptan, ÇOCUKLARIMIZ DAHA İYİSİNİ HAK EDİYOR, CHP’DE SULAR DURULMUYOR, AFET ALLAHTAN, KORUNMAK KULDAN…, AKGÜL DE SORUMLU
|
|